Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124
Physical Address
304 North Cardinal St.
Dorchester Center, MA 02124

Gece gökyüzüne baktığımızda gördüğümüz sayısız yıldız, uçsuz bucaksız gökyüzü, sonsuz bir özgürlük…Peki ya bu bir aldatmaca ise, ya bir karadelik içinde hapiste isek… Bu cümle size ucuz bir bilim kurgu senaryosu gibi gelebilir. Ancak modern fizikte “Kara Delik Kozmolojisi” olarak bilinen bu teori, sadece bir hayal ürünü değil, matematiksel verilerle desteklenen ürkütücü bir ihtimaldir.
Gözlemlenebilir evrenimiz, galaksilerimiz ve biz, sınırları çoktan çizilmiş devasa bir kozmik yapının misafirleri olabiliriz. Akla onlarca soru getiren bu delilik gerççek mi, gelin bu karadelik teorisinin karanlık dehlizlerine beraber inelim.

Genellikle bir karadelik lafı duyduğumuzda aklımıza maddeyi ezen, ışığı bile yutan devasa pres canavarları gelir. Örneğin Dünya’yı bir karadelik haline getirmek istesek, onu bir misket boyutuna kadar sıkıştırmamız gerekirdi. İşte bu sıkıştırma limitine fizikte Schwarzschild Yarıçapı denir. Fakat bu denklemlerde kimsenin pek konuşmadığı tuhaf bir sır saklıdır.
Bir cismin kütlesi ne kadar artarsa, karadelik olması için gereken yoğunluk şartı o kadar azalır. Yani eğer evrenimizdeki milyarlarca galaksiyi bir araya toplarsanız, bunları sıkıştırmanıza hiç gerek kalmaz. Çünkü hesaplamalar gösteriyor ki, evrenimizin kütlesi o kadar fazladır ki, bu devasa kütle suyun yoğunluğundan bile daha seyrek, yani düşük yoğunluklu bir karadelik oluşturabilir. Yani matematiksel olarak, zaten mükemmel bir olay ufkunun içinde olabiliriz.

Malum bir karadelik, içine düşen maddelere her yandan o kadar büyük bir basınç uygular ki, cisimler tek atom kalınlığına ulaşana kadar uzar. Yani spagetti etkisine uğrar. O zaman aklımıza gelen o ilk soru, “Madem bir karadelik içindeyiz, neden müthiş bir basınçla ezilip spagettiye dönmüyoruz?” olur değil mi ?
Cevap, boyutlarda gizli. Küçük bir karadelik düşünün; olay ufkuna yaklaştığınızda ayaklarınızı başınızdan çok daha güçlü çeker ve sizi tam anlamı ile lastik gibi inceltip uzatarak çeker. Bu Ay’daki gelgit kuvvetinin çok daha büyük halidir. Ancak bizim içinde olduğumuz varsayılan bu karadelik o kadar devasadır ki, yoğunluğu düşük ve merkezindeki tekillik bizden milyarlarca ışık yılı uzaktadır. Bu sebeple bırakın çekme etkisi ile daralıp uzamayı, tam tersine evrenin dönme hareketi sebebiyle genişleyebiliyoruz. Bu yüzden şu an “Serbest Düşüş” halindeyiz. Einstein’ın deyişi ile “En Mutlu Düşünce” anında.
Bunu anlamak için karadeliği sonu görünmeyen devasa bir şelaleye benzetelim. Biz şelalenin tepesinden (Olay Ufku) aşağı dökülmeye başladık. Ama bu şelale o kadar yüksek ki, dibindeki o ölümcül kayalıklara (Tekillik) çarpmamıza daha milyarlarca yıl var. Şu an havada süzülen bir su damlası gibiyiz; henüz dibe yaklaşmadığımız için ne bir çarpma korkusu var ne de parçalanma hissi. Sadece sonsuzlukta süzülüyoruz.

Peki biz bu devasa yapının içine ne zaman düştük? Bu noktada teorik fizikçi N.J. Poplawski devreye giriyor ve Büyük Patlama (Big Bang) hakkındaki düşüncelerimizi kökünden sarsıyor. Ona göre evrenimizin başlangıcı bir “yoktan var oluş” değil, daha büyük bir evrenden “içeriye sıçrayış” olabilir.
Einstein’ın Genel Görelilik teorisine göre, karadeliğin merkezindeki “Tekillik” sonsuz yoğunluktadır ve her şeyi ezer. Ancak Einstein’ın denklemleri bu “sonsuzluk” noktasında tıkanır. Poplawski ise buna “Torsiyon” (Bükülme) ile çözüm getirir. Ona göre belki de ışık hızında kendi etrafında dönen karadelikler içindeki maddeyi sonsuza kadar ezmez; aksine madde sıkışır, döner ve bir yay gibi gerilir.
Sonunda bu gerilen madde, muazzam bir enerjiyle “Büyük Sıçrama” (Big Bounce) yapar. Ama dikkat; bu sıçrama dışarıya değil, karadeliğin kendi iç hacmine doğrudur. Yani karadelik içinde yeni bir bebek evren doğrurur. Bizim evrenimizde 13,8 milyar yıl önce başka bir evrenden oluşan, bebek bir evrendir.
Yani senaryo şudur: Ana evrendeki dev bir yıldız çöktü ve bir karadelik oluşturdu. Olay ufkunun içine düşen madde, orada sıkışıp yok olmak yerine, karadeliğin içinde yeni ve bağımsız bir “Bebek Evren” olarak genişlemeye başladı. Yani bizler, “başka bir evrene” gitmedik; karadeliğin içi, bizim için “başka ve yeni bir evren” oldu. Tıpkı bir annenin karnındaki bebeğin, annesinin içinde ama aynı zamanda kendine ait ayrı bir bedende olması gibi.

Bu gizemi bir adım öteye taşıyan ünlü fizikçi Lee Smolin, olaya biyolojik bir derinlik katıyor. Smolin’e göre evrenler de bizim gibi bebekler üretebilir.
Mantık, Rus Matruşka bebeklerine benzer. Bizim evrenimiz, çok daha büyük bir evrenin içindeki bir karadelik yavrusudur. Aynı şekilde, bizim galaksimizdeki her bir karadelik de kendi içinde minik bebek evrenler saklıyor olabilir. Bu, sonsuzluğa uzanan iç içe geçmiş bir evrenler zinciridir. Kozmolojik Doğal Seçilim teorisine göre, biz sadece bu sonsuz döngünün bir halkasıyız.
Belki de uzaydaki o karanlık bizi yutan bir düşman değil, bizi dışarıdaki hiçlikten koruyan güvenli bir yuva ve gardiyandır. Ne dersiniz ?
Ne dersiniz ?
Evrenler tamam peki ya içindeki komşularımız ve onlarla neden hala karşılaşmamız; Fermi Paradoksu ve uzaylı komşularımız nerede sorusunun cevabı için sizi yazımıza bekleriz…

Kaynaklar;
1)Big Think (Ethan Siegel – Astrofizikçi): “Why our Universe might be a Black Hole” (Neden Evrenimiz Bir Karadelik Olabilir?)
2) Nature Dergisi (R.K. Pathria – 1972): “The Universe as a Black Hole” (Bir Karadelik Olarak Evren)
3)Phys.org : “Universe may have been born in a black hole” (Evren Bir Karadeliğin İçinde Doğmuş Olabilir)
4) Space.com : “Are we living in a ‘baby universe’ that looks like a black hole?” (Bir Karadeliğe Benzeyen Bebek Bir Evrende mi Yaşıyoruz?)
5) Cornell Üniversitesi (arXiv): “The Status of Cosmological Natural Selection” (Lee Smolin,Kozmolojik Doğal Seçilimin Durumu)